Ey Annesinin Gülü ! Annen, Seni dokuz ay karnında taşıdı Senin Nûr’unla beraber ve Sen şereflendirdin sonra dünyayı varlığınla. Öyle bir geldin ki dünyaya, Senin doğuşunla doğdu dünya yeniden. Putlar yere devrildi, sönmeyen ateş söndü, göl kurudu, isyanlar ve nankörlükler öldü. Bereketlenmesi gereken yerler Senin yaratılışınla bereketlendi. Arştan aldığın Nûr vardı alnında parlayan ve annen de üzerine titrerdi Senin. Annen Sana karşı çok merhametli ve fedakârdı. Hani Sen doğduktan sonra Mekke’de salgın vardı da, annen Seni salgından korumak için sütanneye vermişti. Kim bilir, ne kadar zordu annen için Senden ayrılmak? Belki içi kan ağlaya ağlaya verdi ama vermek zorundaydı…
Ya Resûlullah ! Ve yıllar sonra, kendisine en iyi davranılması gereken kim sorusuna üç defa “Anne”dir diyerek anne hakkının ne kadar önemli olduğunu yüzyıllar sonra bizlere duyurdun. Annenin vefatıyla anne sevgisinden mahrum kaldın ama onun hakkını hiç unutmadın. Belki çocukluk, delikanlılık çağında belki de orta yaşlarında annenin olmayışını hissettin. Yalnızlık derinden sardı belki Seni. Çocuklar, anne derken annelerine, kim bilir Seni ne kadar bir hüzün kapladı. Ama ey Sevgilim Sen, Rabbimizin varlığıyla mutlu oldun, coştun, huzur buldun. Hissettirmedi Yaradan Sana, şimdiki çocuklar gibi anne yokluğunu.
Ey Gülüm ! Âmine annen gibi sütannen Hâlime’yi de unutmadın. Kıtlık zamanında Hz. Hatice validemizle yardım ettin ona. Derdine derman oldun. O, vefat ettiğinde ellerinle defnettin O’nu ve O’na dualar ettin.
Ey Güllerin Efendisi(s.a.v) ! “Cennet, anaların ayakları altında.” olmasına rağmen Senin gibi vefalı değiliz annelerimize… Senin gibi ellerimizi yöneltip dua etmiyoruz Rahman’a. Rabbimiz de şöyle buyurdu ey Sevgili insana: “İnsana, ana-babasını (gözetip, onlara iyilik etmesini) de tavsiye ettik. Anası onu, zayıflık üstüne zayıflık çekerek (karnında) taşımıştı. (Sütten) ayrılması da iki sene içinde olur. (Bu yüzden); “Bana şükret! Ana- babana da!”(diye tavsiye ettik). Dönüş ancak banadır.” ( Lokmân Sûresi, ayet: 14)
Ey Sevgili ! Rabbimiz buyuruyor iyilik yapmamızı annemize ve babamıza. Ama biz neler yapmıyoruz ki? İsyan üstüne isyanlar , nankörce davranışlar, kalp kıran sözler, kaba tutumlar… Hâlbuki ya Resûlullah şöyle bir düşünsek hakikatleri… O kadar açık ki ey Sevgili… Hizmette kusur edilmeyecek üç sevgili: Allah, anne ve baba. Sözlüğümüz bile bunu onaylıyor sanki alfabetik sıralamasıyla: Allah, anne ve baba. Tıpkı zamanında kılınması gereken namazımız gibi… Ve belki de zamana an kala her şey bitmiş olacak… Namazı kılmayanlara ya da zamanında onu ifa etmeyenlere bir tokat gibi çarpacak elinin tersiyle namaz, din gününde. Belki o gün, namaz kılmayanlar için namaz günü olacak. Kim bilir? Ve belki de zamana an kala her şey bitmiş olacak…
Ya Resûlullah ! Sen buyurdun ki: “Büyük günahlar şunlardır; Allah’a ortak koşmak, ana- babaya itaatsizlik etmek, haksız yere adam öldürmek ve yalan yere yemin etmektir.” Ve bizler itaatsizliğin belki de doruğunu yaşıyoruz. Sana bunları yazdığım gün, bir anahtarcıya girmiştim ve orada şöyle bir cümle okudum: “Bir aileyi, hayırsız evlat yıkar.” diye. Neden acaba diye tefekküre dalınca itaatsizliğin diz boyu olduğu, saygının olmadığı bir yerde artık elden, ayaktan çekilmeye yüz tutmuş anne ve babalar ne yapabilir ki diye düşündüm ve dudaklarımdan şöyle bir dua çıktı: Rabbim, beni ve neslimi namaz kılanlardan eyle. Her şeyin hayırlısını ver. İnşallah bana ileride vereceğin çocuğumun ya da çocuklarımın hayırlı kul, hayırlı ümmet, hayırlı insan, hayırlı vatandaş… olmasını nasip et.”
Ey, Babaların En Hayırlısı ! Cahiliye devrinden çıkmış ümmetinin erkeklerine, hanımlarına iyi davranmalarını emrettin. Kadınların zayıf yaratılışlı olduğunu buyurdun ve kadınları yücelttin, değer verdin. Kendisine iyilik yapılması gereken kişi için üç kere anne dedikten sonra babaya hürmet etmemizi buyurdun ve şöyle seslendin bizlere; “Hiçbir çocuk, babasının hakkını gerektiği gibi ödeyemez. Eğer onu, köle olarak bulup hürriyetine kavuşturursa babalık hakkını belki ödemiş olur.”
Ey Sultanım ! Sen, hiç babanı görmedin. Nur’unu taşıdı ama O, Sen dünyaya gelmeden göçüp gitti. Baba olmaya çalıştı bir yandan deden Hz. Abdulmuttalip. O da ebediyete göçünce, baba sevgisi vermeye çalıştı amca Ebu Talip. Belki de tüm bunlara rağmen baba sevgisi nasıldır, ne demektir bilemedin ve tatmadın o duyguyu. Dolduramadı kimse babanın yerini, kim bilir? Sen dolduramayacağını bildiğin için de çok güzel sözlerinle mühür bastın, damga vurdun ümmetinin beyinlerine, kalplerine ve : “İyiliklerin en iyisi ve güzeli bir kimsenin baba dostunu görüp gözetmesidir.” dedin.
Ey En Hayırlı Evlat ! “Ana- babasının veya onlardan birinin ihtiyarlık zamanlarına yetişip de gerekli hizmette bulunmama sebebiyle Cennet’e giremeyen kimsenin burnu yerde sürtülsün.” diyorsun Sen. Canım Efendim(s.a.v), Senin bu sözüne ters davranan nice insanlar var… Günümüzde o kadar çok ki, anne-babasını huzurevine terk edip giden ve yıllarca nasıl oldukları için bir kere bile aramayanlar… O kadar çok ki, onların emekli aylıklarına el koyanlar… O kadar çok ki, yemeyip yediren, giymeyip giydiren anne- babalara şimdi bir dilim ekmeği çok görenler, o kadar çok ki…Anne-babası konuşunca onların konuşmasından rahatsız olup başka odaya giden,o kadar çok ki… “Sen sus, ne bilirsin sen?” diye konuşmasına müdahale edenler,o kadar çok ki… Karı-koca arasında “ya onlar ya ben?” deyip birbirlerini zora sokanlar… Daha niceleri… Oysa anne ve baba ne kadar kıymetli. Rabbimiz buyurur ki: “Ve Rabbin, kendisinden başkasına ibadet etmememizi ve ana-babaya iyilik etmeyi emretti. Eğer onlardan biri veya her ikisi, senin yanında ihtiyarlığa erişirse, sakın onlara “öf!” bile deme! Onları azarlama ve onlara güzel söz söyle!” (İsrâ Sûresi, ayet: 23)
Ey Gülüm ! Bazen anne- babaya saygısızlık, hürmetsizlik, itaatsizlikten ve benzeri suçlardan dolayı Ebrehe ordusunun üzerine atılan taşlar gibi üzerlerimize taş yağacağından korkuyorum ve bundan sığınıyorum Rabbime. Gönüllere merhamet akıt Allah’ım, diyorum.
Ey Canım Efendim(s.a.v.) ! Dua eder misin ileride kendileri de anne- baba olacak ümmetin için? Dua eder misin kalplerin yumuşaması için? Ne olur ey Sevgili, bereketlenip akan sular gibi o mübarek parmaklarının arasından bizlere de rahmet gelsin, merhamet edilsin. Anne-babalarımızın vesilesiyle Cennet’i kazanalım ve orada gül Cemal’inle müşerref olalım. Duanla Allah’ın razı olduğu kulları olup O’nun da Zat-ı Zül Cemal’ini görenlerden olalım ve şu duayla duaya duralım biz de: “…Rabbim! (Onlar) beni küçük iken nasıl (merhamet edip) yetiştirdilerse, (sen de) onlara (öyle) merhamet eyle!”(İsrâ Sûresi, ayet: 34)
Ey Canım Peygamberim ! Sen, “İçki, bütün kötülüklerin anasıdır.” diyorsun ya bu sözün doğru olduğu gibi benim düşünceme göre de belki de bütün kötülüklerin merkezinde de aile var diye düşünüyorum. Aile içerisinde çocuklarımız iyi, düzgün ve kaliteli yetiştirilince sorunlar tek tek ortadan kalkacak gibi gözüküyor.
Ey Canım Efendim(s.a.v.) ! Hani bir hikâye var. Baba, işten geldikten sonra çocuğunu lunaparka götüreceğine dair çocuğuna söz veriyor. Baba, eve geldiğinde yorgun olduğundan onu parka götürmek istemiyor ve çocuğuna başka bir zaman sözü veriyor. Çocuk, gitme konusunda ısrar edince baba bulduğu bir haritayı yırtıp çocuğuna veriyor. “Sen, bu haritayı düzeltirsen seni lunaparka götüreceğim.” diyor. Çocuğunun, haritayı düzeltemeyeceğini zannediyor. Ama kısa bir sonra çocuk, elinde haritayla geliyor ve baba şaşırıyor. Nasıl yaptığını soruyor. Çocuk, haritanın arkasındaki insanı gösteriyor ve harika bir sözü hafızalara kaydediyor: “Babacığım, haritanın ardındaki insanı düzeltince dünya kendiliğinden düzeldi.” İşte Sevgilim, ilk sorun kendimizden başlamak. Kendimizi her yönümüzle düzeltmek, eğitmek ve geliştirmek.
Ey Çocuklarını Çok Seven En Hayırlımız ! Senin , oğulların vefat ettiğinde o mübarek gözlerinden yaşlar dökülmüştü. Merhametin ve o gül yüzünü ıslatan yaşlar, babalık duygusundandı. Şimdi de bu ümmetinin çocukları için hatta anne ve babaları için merhametinden ağlar mısın, yalvarır mısın Rabbimize? Duanla doyurur musun gönülleri, beyni ölmüş, kalbi kirlenmiş, yarından habersizlerin için? Tevbe ediyorum kendim ve onlar için Yaradanıma… Bu tövbemize Sen de iştirak et ki, duamız sevgiyle büyüsün, kabul edilsin ey Nebi… “…Ey mü’minler! Hep birlikte Allah’a tevbe edin ki kurtuluşa eresiniz!” ( Nûr Sûresi, ayet: 31)
Ya Resûlullah ! Çocuklarımız, Cennet çocukları gibi kötülüklerden uzak olsun. Anne-babalarımız, kendilerini ve çocuklarını Allah için daha iyi yetiştirmek ve eğitmek için ilimden ilime koşsun. Ailelerimiz, güzel ahlâk Senin duan sayesinde öğrensin, huzur bulsun ey Gül dualı Muhammedim(s.a.v.). Canımız Sana feda olsun ya Hâbibullah.
Sibel Aydın Erkayacan











Yorumlar
Efendimiz hakkında yazmış olduğun eserlerini çok beğendim. Ne kadar emek harcadığını çok iyi biliyorum.
Peygamber efendimiz hakkında hiç bir bilgisi olmayan kişinin bile bu yazıyı okuyunca kalbinin derinliklerinde ona karşı çok büyük bir sevgi oluşacağına inanıyorum. İnsanın kendi anne ve babasına olan özlemi perçinleniyor.
Kızım, yazın çok akıcı ve çok güzel.
Yüce rabbim başarılarının devamını nasib etsin.
Dualarımla seninle. Alıntı
Umarım bu güzel yazın giderek ruhsuzlaşan ve vahşileşen insanlarımızı biraz olsun düşünmeye sevk eder. Evet anne ve baba hakkı ödenmesi güç olan haklar. Fakat şimdi kendimiz büyüdüğümüzü sanıp, bizler için uykusuz kalan, yemeyip yediren ve giymeyip giydiren ebeveynlerimizi hakir görecek kadar aşağılaşıyoruz. Rabbim kimseyi bu konuma düşürmesin. Konuyu alemlere rahmet olarak gönderildiği belirtilen Peygamberimiz Hz. Muhammed'in (sav) düşünce ve anlayışıyla ilişkilendirmen iz de akıcı anlatımınıza ayrı bir güzellik katmış. Aklınıza, kaleminize sağlık. Selam ve saygılarımla. Alıntı
RSS beslemesi, bu iletideki yorumlar için.